• İstanbul / Türkiye
  • Ankara / Türkiye
  • Berlin / Almanya
  • İstanbul / Türkiye
  • Ankara / Türkiye
  • Washington DC / ABD
  • Ankara / Türkiye
  • Berlin / Almanya
  • New York / ABD
  • Dresden / Almanya
  • Brandenburger Tor - Berlin / Almanya
All rights reserved. / Designed by Fetcom

Avrupa ve Almanya'dan Ekonomik Haberler

Tarih Haber Metni
13.12.2017
2018 Yılında Piyasaları Bekleyen Riskler

Deutsche Bank, 2018 yılında piyasaları bekleyen riskleri belirledi;
1- ABD’de enflasyonun ikinci çeyrekte yükselişe geçmesi,
2- ECB’nin ikinci çeyrekte çıkış sinyali vermesi
3- ABD’de yatırım yapılabilir tahviller ile yüksek getirili tahvil spredlerinin, yabancı yatırımcılarının ilgisinin azalması nedeniyle artması
4- FED’in yeni başkanının kim olacağı ve nasıl hareket edeceği (siyasilere göre mi yoksa verilere göre mi hareket edecek?)
5- Almanya’da ücretlerin sürpriz bir şekilde yükselmesi,
6- AB’de negatif faizlerin sona ermesinin küresel piyasalarda etkisi
7- Japonya Merkez Bankası Başkanlığının değişimi
8- Merkez Bankalarında QE’nin sona ermesiyle Amerikan Hazine kâğıtları ve Alman 10 yıllık tahvillerinde faizin yükselmesi
9- ABD hisselerinde değerleme ve dinamiklerin örtüşmemesi
10- Yüksek enflasyon, jeopolitik riskler ve QE nedeniyle volatilitenin artması
11- Bitcoin’in çakılması ve yatırımcı güveninin sarsılması
12- Kuzey Kore’de meydana gelebilecek beklenmeyen gelişmeler
13- ABD vergi reformunun tahminlerden daha fazla etkili olması
14- ABD’de gelir eşitsizliğinin artması
15- Müller soruşturması
16- ABD’de kasım ayında yapılacak seçimler
17- İtalya’da nisan ayında yapılması beklenen seçimler
18- Brexit ile ilgili gelişmeler
19- İngiltere’de yeni bir hükümet olasılığı
20- İrlanda başkanlık seçimleri
21- Rusya başkanlık seçimleri
22- İngiltere yerel seçimleri
23- Emtia fiyatlarının yükselmesi
24- Kanada veya Avustralya’da konut balonunun patlaması
25- İsveç veya Norveç’te konut balonunun patlaması
26- Çin’de konut balonunun patlaması ve bunun Çin borsasında düzeltmeye neden olması
27- Çin ekonomisinde piyasaların tahminlerinden daha sert bir iniş yaşanması
30.11.2017
Almanya'da Ekonomik Canlanma İşsizliği Geriletti

Almanya'daki işsizlikte rekor düşüş kaydedildi. İşsizlik oranı iki Alman devletinin birleşmesinden bu yana görülen en düşük orana geriledi.
Almanya'daki işsizlerin sayısı birleşme sonrasının en düşük seviyesine indi. Sonbahardaki ekonomik canlanmayla birlikte Kasım ayında kayıtlı işsizlerin sayısı 2 milyon 368 bine geriledi. 1991 yılının Kasım ayından bu yana işsiz sayısı bu rakamın altına inmemişti.
İşsiz sayısı bir ayda 20 bin azaldı. 2016 yılının Kasım ayını izleyen 12 ayda işsizlikte 164 binlik gerileme kaydedildi. İşsizlik oranı aylık bazda binde birlik gerilemeyle yüzde 5,3'e indi. Federal İş Kurumu istihdam piyasasındaki olumlu gelişmenin devam ettiğini, sigortalı işlerle işgücü talebinde artış kaydedildiğini bildirdi.
Mevsimlik faktörlerden arındırılmış rakamlara göre, iş arayanların sayısında da azalma oldu. Kısa süreli işsizlikten etkilenenlerin sayısı 18 bin olarak kayıtlara geçti.
İstihdama paralel olarak sosyal sigorta zorunluluğu olan işlerde çalışan sayısı da belirgin şekilde artarken, Almanya'nın ekonomik bakımdan faal nüfusu bir ayda 41 binlik artışla 44 milyon 740 bine çıktı. Sigortalı işlerde çalışanların sayısı 33 milyona yaklaşırken işgücü talebindeki dinamik artış da devam ediyor. Eleman aranan işlerin sayısı son 12 ayda 91 binlik artışla 772 bine ulaştı.
Euro Bölgesi de düzelme yolunda: Euro Bölgesi'ndeki işsizlik oranı da 2009 yılının Ocak ayından bu yana gerileyerek yüzde 8,8'e indi. AB istatistik kurumu EUROSTAT'ın verilerine göre, işsizlerin sayısı Eylül ayında 88 bin, 2016 yılının Ekim ayından 2017 Kasım'ına kadar ise 1 milyon 473 bin azaldı. Finans krizi sırasında yüzde 12'ye kadar çıkan Euro Bölgesi işsizlik oranı ekonomik canlanma sayesinde hızla gerilemeye başlamıştı. AB ülkelerinin istihdam ile bağlantılı problemlerinin başında gençler arasındaki işsizlik geliyor.
İşsizlik ülkeden ülkeye önemli farklılık gösteriyor. İşsizlik oranı Yunanistan'da yüzde 20, İspanya'da ise yaklaşık yüzde 17'yi bulurken Almanya yüzde 3,6'lık işsizlik oranıyla işsizlikle mücadelede başarılı olan Euro Bölgesi ülkelerinin başında geliyor. Farklı hesaplama metotlarına başvurulduğu için Almanya'nın Ekim ayı işsizlik oranını EUROSTAT yüzde 3,6, Federal İş Kurumu ise yüzde 5,4 olarak açıkladı.
28.11.2017
OECD Dünya Ekonomisinde Büyüme Bekliyor

OECD dünya ekonomisine olumlu not verdi. Türk ekonomisi ile ilgili büyüme beklentisi var. Teşkilatın tahmin raporunda canlanmayı tehdit eden faktörlere de yer veriliyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) dünya ekonomisinin son 7 yılın en yüksek büyüme hızına ulaştığını açıkladı. Küresel Gayri Safi Hasıla'nın bu yıl yüzde 3,6, 2018'de ise yüzde 3,7 oranında artacağı tahminine yer verilen OECD raporuyla ilgili açıklama yapan teşkilatın baş iktisatçısı Catherine Mann olumlu beklentilere rağmen ekonomik büyümenin geçmişteki canlanma dönemlerindeki oranların gerisinde kaldığını söyledi. OECD raporunda yatırım, ticaret, iş gücü verimliliği ve ücretlerdeki gelişmenin finans krizinin etkisinden kurtulamadığı ve büyümenin sürdürülebilirliğinin yatırımların artmasına bağlı olduğu belirtiliyor.
Euro Bölgesi yüzde 2,4'lük büyüme hızıyla ABD ekonomisini geride bırakacak. Amerikan ekonomisinin bu yıl yüzde 2,2 oranında büyüyeceği tahmin ediliyor. Avrupa'nın büyüme oranlarının 2019 yılına kadar tedricen düşeceği kaydedilen OECD raporunda siyasi belirsizliklerin daha da artabileceği uyarısında bulunuluyor. Brexit pazarlığının güven ve ticaret hacmi açısından büyük önemi haiz olduğu vurgulanan raporda "dijital iç pazarın bir an önce gerçekleşmesi ve Avrupa'nın ulaşım ve enerji altyapısına yoğun yatırım yapılmasının belirleyici olacağı" dile getiriliyor.
Kur dengesi korunmalı: Amerikan ekonomisinin 2018'de yüzde 2,5 oranında büyümesini bekleyen OECD vergi reformunun ABD'yi nasıl etkiyeceğini kestirmenin zor olduğuna dikkat çekiyor. OECD finans piyasasındaki risklere işaretle ABD ile diğer ortak para bölgelerindeki faiz makasının açıklamasının doların değerlenmesine ve finans piyasasında türbülanslara sebebiyet vermesinin beklenebileceği görüşünde. Ticari himayeciliğin küresel teslimat zincirini aksatarak büyümeyi frenleyebileceği de raporda yer alıyor.
OECD yükselen piyasalardaki büyüme hızının düştüğüne dikkat çekiyor ve Çin ekonomisinin reformların yavaşlaması ve yüksek borçlanmadan kaynaklanan mali riskler yüzünden tökezleyebileceği uyarısında da bulunuyor.
Almanya'nın eksi ve artıları: OECD, 2019 yılına kadar Almanya'nın büyüme hızının yüzde 2'nin altına düşmeyeceğini, ancak acil reformların ihmal edilmemesi gerektiğini açıkladı. Euro Bölgesindeki canlanmanın ihracat ve işletme yatırımlarına yaradığı, düşük işsizlik ve ücret artışlarının tüketimi artırdığı, düşük faizlerin ve konut talebinin artmasının da inşaatçılığı canlandırdığı raporda yer alıyor.
Eğitim, aile ve mali politikalarda Almanya'nın reformlara ihtiyacı olduğunun belirtildiği raporda hızlı internet altyapısının kırsal alanlara yayılması gerektiğine dikkat çekiliyor. OECD düşük gelirlilerin vergi yükünün hafifletilmesini ve sosyal sigorta primlerinin düşürülmesini tavsiye ediyor. Teşkilatın raporunda vergi indiriminin çevreye zarar veren aktivitelere tanınan vergi kolaylıklarının kaldırılması, emlak vergisinin konutun cari değerine göre ayarlanması ve son yıllarda değeri katlanan gayrı menkullerin satışından elde edilen gelirin daha fazla vergilendirilmesiyle telafi edilebileceği de yer alıyor.
Türkiye'nin büyüme beklentisi yükseltildi: Raporda Türkiye'nin 2017 Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) artış beklentisinin mali teşvik ve ihracat pazarındaki toparlanmanın etkisiyle yüzde 3,4’ten yüzde 6,1’e ve gelecek yıl için de yüzde 3,5’ten yüzde 4,9’a yükseltildiği bildirildi. OECD, Türkiye ekonomisinin 2019'da yüzde 4,7 oranında büyümesini bekliyor.
Raporda, “Açıklanan yapısal reformlarda etkili ilerleme, mali şeffaflık ve Orta-Vadeli Ekonomik Programın deflasyon hedefleri, güveni yükseltebilir ve yerli ve yabancı özel sektör yatırımlarını artırabilir” deniliyor.
Finansal kırılganlıkların yüksek cari işlemler açığından kaynaklanan dış finansman ihtiyacı nedeniyle yüksek kalacağı ifade edilen raporda, devamla şunlar kaydediliyor: "Reel sektördeki işletmelerin borç kaldıracının önemli derecede artmış olması ek borçlanma ve yatırım kapasitelerini kısıtlıyor. 2017'de yürürlüğe giren büyük devlet kredi garanti sistemi, kısa vadeli finansal sıkıntıları hafifletti ve bu uygulamanın gelecek iki yıl yürürlükte kalması bekleniyor.”
Enflasyon değerlendirmelerine de yer verilen raporda, 2017 yılı için enflasyon beklentisinin yüzde 10,7, gelecek yıl için de yüzde 9,9 ve 2019 yılı için ise yüzde 8,9 olarak belirlendiği belirtiliyor.
05.09.2017
Merkel: Türkiye ile diyalog kanalları açık; "Müzakerelerin geleceği Ekim'de görüşülecek"

Almanya Başbakanı Merkel Türkiye ile diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğini söyledi. CDU meclis grup başkanı Kauder ise İbrahim Kalın ve Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıklamalarına sert tepki gösterdi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye ile ilgili sert mesajların verildiği pazar günkü televizyon düellosunun ardından pazartesi günü partisi Hristiyan Demokrat Birlik'in (CDU) meclis grubunda konuştu. 24 Eylül seçimleri öncesindeki son grup oturumunda Türkiye ile ilişkilere de değinen Merkel, katılımcıların aktardığına göre, Türkiye ile diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğini söyledi.
Oturumdan aktarılanlara göre Merkel, Türkiye'deki siyasi durumun giderek daha da kötüleştiğini belirterek, "Ancak Türkiye NATO'da bir ortağımız. Ayrıca Türkiye'de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarına yardım edilmesi gerekiyor" görüşünü dile getirdi. Ankara ile ilişkilerin riskli ve zor olduğunu vurgulayan Merkel, bununla birlikte "zor muhataplarla da diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğini" kaydetti.
Merkel'in oturumda Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin durdurulması konusunu AB'deki meslektaşları ile Ekim ayında görüşeceğini tekrar ettiği de bildirildi.
Pazar akşamı Alman Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) başbakan adayı Martin Schulz ile birlikte katıldığı TV düellosunda Merkel, Türkiye'ye yönelik ekonomik baskının artırılabileceğini belirtmişti. Schulz ise, "Ben başbakan olursam Türkiye ile AB üyelik müzakerelerini sona erdiririm" diye konuşmuştu.
Federal hükümet sözcüsü Steffen Seibert pazartesi günü yaptığı açıklamada Merkel'in Türkiye'nin AB üyelik müzekerelerini sona erdirme konusunu 24 Eylül'deki seçimlerden sonra Avrupalı meslektaşları ile ele almak istediğini bildirmişti.
Diğer yandan Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) Meclis Grup Başkanı Volker Kauder, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Merkel ve Schulz'un Türkiye ile ilgili ifadelerine yönelik yaptığı açıklamaya yanıt verdi. Kauder, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun açıklamalarını "tahammül edilmez" bulduğunu belirterek "Türkiye ile Almanya arasındaki havayı zehirlemeye çalışan onların kendisidir" dedi.
Çavuşoğlu, Merkel ve Schulz'un televizyon düellosundaki ifadeleriyle ilgili olarak, "Avrupa şu anda İkinci Dünya Savaşı öncesi değerlere dönüyor" demiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözcüsü İbrahim Kalın da "Kalın, "Ana akım Alman siyasetinin popülizme ve ötekileştirmeye-düşmanlaştırmaya boyun eğmesi sadece ayrımcılığı ve ırkçılığı körükler" ifadelerini kullanmıştı.
28.08.2017
Almanya'da yaşayan Türkler 800 milyon euro havale etti

Almanya'daki Türkler anavatanlarına para göndermeye devam ediyor. Yapılan hesaplamaya göre Almanya'daki Türk göçmenler, Türkiye'ye geçen yıl 800 milyon euro havale etti.
Almanya'da çıkan haftalık ekonomi dergisi Wirtschaftswoche'da yer halan habere göre Almanya'da çalışan göçmenler 2016 yılında ülkelerindeki ailelerine toplam 4 milyar 200 milyon euro havale etti. Anavatanlarına para gönderen göçmenler arasında Türkler çoğunluğu oluşturuyor.
Derginin Almanya Merkez Bankası verilerine dayanarak hazırladığı habere göre şimdiye kadar olduğu gibi en yüksek para havalesi 2016 yılında da Türkiye'ye yapıldı. Almanya'da yaşayan Türklerin her yıl 800 milyon eurodan fazla para havale ediyor. Geçen yıl da 800 milyon euro civarında paranın Türkiye'ye gönderildiğine işaret edildi.
Geçen yıl Almanya'daki göçmenlerin geçen yıl toplamda havale ettiği paranın 2015 yılında havale edilenden 700 milyon euro fazla olduğu ve bunun iki Alman devletinin birleşmesinden bu yana havale edilen en yüksek meblağı oluşturduğu belirtildi.
Habere göre son yıllarda özellikle Doğu Avrupa'daki AB üyesi ülkelere gönderilen parada önemli artış kaydedildi. İç savaşın hüküm sürdüğü Suriye'ye transfer edilen paralar 18'den 67 milyon euroya çıktı.
03.07.2017
IMF ABD'nin büyüme tahminini düşürdü.

Uluslararası Para Fonu'nun tahminlerine göre Amerikan ekonomisi bu ve önümüzdeki yıllarda yüzde 2,1 oranında büyüyecek. Trump yönetimi büyümeyi 2020'da yüzde 3'ün üzerine çıkarmayı hedefliyordu.
Uluslararası Para Fonu (IMF), ABD'nin bu yılki tahmini ekonomik büyüme hızını revize ederek yüzde 2,3'ten yüzde 2,01'e indirdi. 2018 yılı tahminini de 0,4 puan düşüren IMF Amerikan ekonomisinin 2018'de de yüzde 2,1 oranında büyüyeceğini tahmin ediyor. Para Fonu Amerikan yönetiminin büyüme hızını 2020 yılına kadar yüzde 3'ün üzerine çıkartma hedefine ulaşmasının zor olduğunu açıkladı.
Uluslararası Para Fonu'nun tahmin raporunda ekonomi politikalarında hata yapılmadığı takdirde bile bütçe planlamalarında öngörülen büyüme oranına ulaşma ihtimalinin düşük olduğu ve Amerikan ekonomisinin hedeflenen büyüme hızına ulaşmasının uzun süreceği belirtiliyor. IMF, ABD'de tam istihdama yaklaşılmış olması nedeniyle büyüme hızının sürdürülebilir şekilde ancak büyüme potansiyelinin artırılmasıyla hedeflenen orana çıkabileceğini duyurdu. Trump yönetimi, büyüme hızını kamu yatırımları ve vergi indirimi gibi klasik yöntemlerle artırmayı amaçlıyor.
IMF, Washington yönetiminin konjonktürü teşvik programının ayrıntılarını açıklamaması nedeniyle büyüme hızını revize ederken ek teşviklerin dikkate alınmadığını açıkladı. IMF'ye göre Amerikan nüfusunun yaşlanması ve iş gücü verimliliği artışının sınırlı kalması konjonktürü frenleyen faktörler arasında yer alıyor. IMF düşürmek durumunda kaldığı iyimser büyüme tahminini Trump yönetiminin vergi indirimi planlarına göre hesaplamıştı.
IMF uzmanları aynı zamanda Washington'un bütçe planlarını da kısmen gerçekçi bulmuyorlar. Kamu borçlarının azaltılıp altyapı yatırımlarının arttırılması gibi önlemleri olumlu karşılayan IMF kamu harcamalarındaki azalmadan dar ve orta gelirli kesimin etkilenecek olmasını ise eleştiriyor. Bu planın Amerikalılara güven ve refah getirme vaatlerine ters düştüğünü belirten IMF yetkilileri, sosyal güvenlik sisteminin etkinliğini artırıp bütçe gelirlerinin milli gelir içindeki payını büyütecek vergi politikalarının daha isabetli bir tercih olacağını söylüyor.
03.07.2017
İki İtalyan bankasına kurtarma operasyonu.

İtalyan hükümeti, Avrupa Merkez Bankası'nın "Her an batabilir" uyarısı yaptığı iki banka için 5 milyar 200 milyon Euro hacminde kaynak sağladı. İki bankanın kurtarılması hükümete 17 milyar Euro'ya mal olabilir.
İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni, Veneto Banca ve Banca Popolare di Vicenza bankalarını kurtarma operasyonunun İtalya'nın yavaşlayan ekonomisinin raydan çıkmasını engellemek için zorunlu olduğunu açıkladı.
İflas eden bankalar ülkenin kuzeyindeki Venedik kentinin de dahil olduğu Veneto bölgesinde bulunuyor. İki banka, İtalya'nın ekonomik anlamda en verimli bölgesinde ülkenin bel kemeğini oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelere hizmet veriyordu.
İtalya Ekonomi Bakanı Pier Carlo Padoan, bu bankaların pazartesi sabahı kapılarını açtığında gişelerde işlemlerin normal şekilde devam edeceğini söyledi.
Avrupa Merkez Bankası cuma akşamı iki bankanın da fişini çekmiş, kapatılmasını istemişti. Avrupalı yetkililer İtalya'dan kurtarma operasyonunun çerçevesini belirlemesini istemiş, "bankaların iyi durumdaki varlıklarının satılıp zehirli varlıkların (değer kaybeden finansal varlıklar) ise kötü bir bankaya aktarılarak" bu operasyonun Roma tarafından finanse edilmesini istemişti.
Roma hükümetinin ülkenin en büyük perakende bankası İntesa Sanpaolo'nun yardımıyla bu operasyonu yapacağı, müşteri mağduriyetini önlemek için iki müflis bankanın iyi durumdaki varlıklarının Intesa'ya aktarılacağı ve işten çıkarmaların da en düşük düzeyde tutulmaya çalışılacağı bildirildi.
Avrupa Komisyonu'nun rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager, Twitter'da paylaştığı mesajda "iki bankaya İtalyan iflas yasaları kapsamında yapılacak yardımı kabul ettiklerini ve mudilerin korunacağını" yazdı.
İtalyan bankacılık sistemi bankaların batık kredi riskleri nedeniyle uzun süredir zor durumdaydı. Bu durum Avrupalı yetkililerde İtalyan bankacılık sistemi, ekonomisi ve daha geniş kapsamda Avrupa Birliği finansal sistemine zarar vereceği endişesi yaratıyor.
03.07.2017
OECD ülkelerinde gelir eşitsizliği rekor düzeyde.

OECD gelir dağılımındaki artan eşitsizliğin sosyal dokuyu zedeleyebileceği uyarısında bulundu. Verilere göre, en zengin yüzde 10 en yoksul yüzde 10'un 9 katını kazanıyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) gelir dağılımındaki çarpıklığın toplumları bölme tehlikesi karşısında uyarıda bulundu. OECD Genel Sekreteri Angel Gurria Berlin'deki bir konferansta yaptığı konuşmada, "Benzersiz duruma gelen gelir eşitsizliği sosyal bütünlüğü tehdit ediyor” dedi. OECD'ye göre gelir eğimi son 50 yılın en yüksek düzeyine çıktı. OECD ülkelerinde yaşayanların en zengin yüzde 10'unun geliri en yoksul yüzde 10'un gelirinin 9 katına çıkmış bulunuyor. 25 yıl önce zengin kesimin geliri en fakir yüzde 10'un 7 katını buluyordu.
Orta dereceli kalifiye işgücüne ihtiyaç duyulan işlerin oranı 1995 – 2015 yılları arasında yüzde 7,6 oranında azaldı. Yüksek ve düşük vasıflı işgücüne hitap eden işlerde ise yüzde 5,3 ve yüzde 2,3'lük artış kaydedildi. OECD'nin istihdam tahminleri raporuna göre fabrika işçileri hizmetler sektöründeki düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalıyor. OECD ülkelerindeki işlerin yüzde 9'unun yerini önümüzdeki yıllarda otomasyonun alması bekleniyor.
Almanya Çalışma Bakanı Andrea Nahles dijitalleşme ve küreselleşmedeki transformasyon sürecinin ‘üstesinden gelinebileceğini' söyledi. Nahles geçiş sürecinin hızlanması nedeniyle zamanın daraldığını ve modern teknolojilere geçişin ‘sarsıntısız' başarılamayacağını sözlerine ekledi.
27.04.2016
Almanya'da Elektrikli Otomobillere Teşvik Geliyor.

Almanya hükümeti 2020 yılına kadar elektrikli otomobil sayısını 1 milyona çıkarmayı hedefliyor. Bu amaçla elektrik motorlu otomobil alanlara teşvik uygulanacak.
Elektrik motorlu otomobiller Almanya'da yeterli ilgi görmüyor. Hükümet zirvesi ve otomotivcilik şirketleri bu durumu değiştirebilmek için müşteriye teşvik ödenmesini kararlaştırdılar. Başbakanlıktaki ‘otomobil zirvesinde' elektrik motorlu otomobil satın alanlara 4 bin Euro, elektriklinin yanı sıra içten yanmalı motoru da bulunan hibrit otomobil alanlara ise 3 000 Euro prim ödenecek.
Toplam 1,2 milyar Euro tutarındaki satın alma primi devlet ile özel şirketler arasında yarı yarıya paylaştırılacak. Teşvik, fiyatı 60 bin Euro'yu aşmayan ve ekstra donanımı olmayan otomobiller için uygulanacak. Golf modeli elektrikli Volkswagen'in fiyatı 35.000 Euro'yu buluyor. Elektrikli otolar için kurulacak yeni şarj istasyonlarına da 300 milyon Euro ayrılacak.
Elektrikli otomobillere teşvik ödenmesi koalisyon partilerinde tartışmaya yol açarken, çevre örgütlerinden de itiraz geldi. Almanya Başbakanı Angela Merkel uzun süre elektrikli otomobil primi hakkında kesin görüş bildirmemiş, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti ise, otomotivcilik şirketlerinin yarısını üstlenmesi ve lüks otoların teşvik edilmemesi şartıyla ölçülü teşvik ödenmesinden yana olduğunu duyurmuştu.
Elektrikli otomibillerin dezavantajları var mı?
Sol Partili bir yetkili, elektrikli otoların zaten emisyon avantajının olduğunu, bunun dizel motorlu araçların egzoz gazlarına mahsup edileceğini, bu nedenle araç sahiplerine bu emisyon avantajı yanısıra ilave teşvik primi verilmesine karşı olduklarını, ayrıca elektrikli otomobillerin teşvik edilmesinin içten yanmalı motorların geliştirilmesi için yatırım yapma ihtiyacını ortadan kaldıracağını belirtti.
2009 yılındaki mali ve ekonomik kriz sırasında fabrika çıkışı otomobil satın alanlara devlet tarafından 2 bin 500 Euro prim ödenmesi otomotivcilik şirketlerini krize sürüklenmekten kurtarmıştı.
Alman çevreyi koruma örgütleri ise egzoz manipülasyonuyla kamuoyunu aldatan otomotivcilik şirketlerinin elektrikli otomobiller üzerinden teşvik edilmesinin doğru olmadığını duyurdular.
Almanya hükümeti 2020 yılına kadar 1 milyon elektrikli otomobil satılmasını hedefliyor. 45 milyon otomobilin bulunduğu Almanya'daki elektrikli otomobillerin sayısı 25.500'ü geçmiyor. 130 bin otomobil ise hibrit motoruyla çalışıyor.
Pahalılığı, şarj altyapısının yetersizliği ve menzilinin kısa olması elektrikli otomobil satışlarını frenliyor.
07.04.2016
Panama belgeleri: Hayali şirket neden nasıl kuruluyor?

Vergi cennetinde hayali şirket işletmenin yasal sakıncası görünmüyor. Birçok firma açıkça hayali şirket reklamı yapıyor. Acaba hayali şirketlerin yasal yollardan kullanılabilmesini haklı gösteren nedenler nelerdir?
Panama ve diğer vergi cennetlerinde vergi kaçırmak ya da para aklamak için hayali şirket kurmak sudan ucuza geliyor. ‘Panama Offshore Worldwide' şirketinin internet sitesi üzerinden paravan şirket kurmak için 900 dolarla birlikte üç yetkilinin isim, adres ve pasaport fotokopilerini göndermek yetiyor.
Gizli şirketin bedeli 1200 dolar. Yıllık uzatma ücreti ise 650 dolar. Nizami hayali şirketten farklı olarak sahibinin adını gizleyen hayali şirketi servis eden kuruluş direktör sıfatıyla üç aracı tayin ediyor.
‘Panama Offshore Worldwide' şirketinin internet sitesinde, anonim hayali şirketin, ‘vergiden tasarruf etmek ya da servetini korumak isteyenler' için biçilmiş kaftan olduğu yazıyor. Devamla, kişisel verilerin resmi kayıtlara geçmediği, kontrolün tamamen şirket sahibinde kaldığı ve üç aracının hiçbir yetkiye sahip olmayıp, istendiğinde değiştirilebileceği de belirtiliyor.
Panama'da veraset işleri için uygun bir vakıf kurmak için 1300 dolar yatırmak yetiyor. Bu hayali vakfın da avantajı, bürokrasiyi asgariye indirip, azami anonimlik sağlaması.
Birikmiş varlıkları şirket sermayesinden ayırmak için vakıfla hayali şirket karışımı bir şirket kurmanın bedeli ise 2400 dolar. Bu formül, ‘servetini tam güven altına alıp, karşıtlarının soyguncu niyetlerini boşa çıkarmak isteyenler' için bulunmuş.
İnternet üzerinden müşteri avlamaya çalışan diğer şirketlerin fiyatları da aşağı yukarı aynı düzeyde. Panama'nın muhteşem iş hanlarında sanal ofis açmak, canlı telefon servisinden yararlanmak, mektup ve paket alıp göndermek için ‘Panama Offshore Systems' şirketine 190 dolar havale etmek yetiyor.
‘Süddeutsche Zeitung' gazetesinin araştırmalarına göre Alman bankaları hayali şirket kurmak isteyen en az 500 kişiye aracılık yapmış.
Bankalar yasa dışı işlere karışmadıklarını vurgulayarak, Skandalın boyutlarının bilincinde olduklarını, hayali şirket kuranın ortaya çıkarılması ve kara para aklamayla mücadele için çıkarılan yasa ve kurallara mutlaka uyulması gerektiğini belirten bültenler yayınladılar.
Latin Amerikalı zenginlerin servetini gizlemek ve aile fertlerini fidye için kaçırılmaktan korumak için Panama'da hayali şirket açtıkları söyleniyor. Adlarını açıklamayan milyonlarca dolar değerindeki sanat eserlerine para harcayan zenginler de Panama'daki hayali şirketlerden yararlanıyorlar. Lüks yat ya da pahalı gayrı menkul sahipleri de bürokrasi çarklarına kapılmadan malını hemen satabilmek için bu yola başvuruyor. Malını çıkarmak isteyen hayali şirketini satınca o şirkete kayıtlı varlık da otomatikman el değiştirmiş oluyor.
Hayali şirkette yatan varlığın vergisi usulünce ödendiği sürece yasalar ihlal edilmiş olmuyor. Sorumluluk Panama devletine değil, hayali şirketin sahibine düşüyor. 2015'ten beri Panama'da da vergi kaçırmanın cezası var. Trinidad, Tobago ve Vanuatu gibi vergi cennetlerinde ise vergi kaçırmanın müeyyidesi bulunmuyor.
Panama'nın ‘cennetliği' büyük Amerikan petrolcülük şirketlerinin ABD'de vergi vermemek için gemilerini Panama bayrağı altında işletmeye başladığı 1918 yılında başlamış. Offshore şirketçiliğine geçiş ise, Amerikan finans şirketlerinin gevşek şirket kurma yasaları çıkarması için Panama'ya yardımcı oldukları 1927 yılına kadar dayanıyor. O tarihten beri herkes vergisiz anonim hayali şirket kurabiliyor.
Hayali şirket kurmak artık Lüksemburg'da ya da İngiltere'nin Guersney, Jersey ve Isle of Man adalarında da mümkün. Britanya'ya bağlı Karayip adası Virgin Island da vergi cennetleri arasında yer alıyor. Hayali şirketler üzerinden yapılan işlemlerin yasak olmayıp yasa dışı yollara başvurmayı kolaylaştırması, uluslararası anlaşmalar hazırlanmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. ‘Panama belgelerinin' Rusya, Suudi Arabistan ve İzlandalı politikacıların vergi kaçırdıklarına dair iddiaların dışında yeni skandallar içerip içermediği henüz bilinmiyor. Hayali şirketlerle ilgili bilgilerin sızdırıldığı ‘Süddeutsche Zeitung' gazetesi verileri yayınlamayacağını ve adli kovuşturmaya da teslim etmeyeceğini duyurdu.
11.03.2016
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi Felakete mi Koşuyor ?

AMB Başkanı Mario Draghi etkisiz kalan parasal genişleme politikasından şaşmıyor. Henrik Böhme, bu politikanın Avrupa’yı felakete sürüklediğini savunuyor.
Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Mario Draghi faiz ayarıyla yine oynadı ve Euro Bölgesi'nin ana faiz oranını sıfıra indirdi. Küçük tasarrufların ‘kamulaştırılması' devam etmekle kalmayıp daha da vahimleşiyor.
Son derece tartışmalı olan varlık alımları daha da genişletiliyor. AMB 60 milyar Euro olan aylık tahvil alım sınırını 80 milyara çıkardı. Bu programa şirketlerin borç senetleri de dâhil edildi. Mario Draghi'nin para politikasındaki başına buyrukluğu devam ediyor.
Avrupa parasının bir numaralı muhafızının başlıca problemi, şimdiye kadar alınan kararların hiçbirinin olumlu etki göstermemiş olması. Aksine, Draghi'nin banknot matbaasına yüklenip arttırmaya çalıştığı enflasyon sıfır yakınlarında yalpalayıp duruyor. Euro Bölgesi'nin ekonomisi de bir türlü canlanmıyor. İşletmeler yatırım yapmayı öze alamadığından, kredi talebi de artmıyor.
Taze para sıkıntısı çekmeyen bankalar elindeki paradan kurtulamıyor. Kasasındaki fazla parayı AMB'de park etmek isteyen daha fazla park ücreti ödüyor. Böyle olunca da başka yatırım yolları aranıyor. Çünkü paranın herhangi bir şekilde akması gerekiyor. Para balonlaşıyor. Emlak piyasasında, sanat piyasasında, otomobil piyasasında balonlar oluşuyor. Antika otomobillere bile servet ödeniyor.
Planı tutmayan Mario Draghi'yi piyasayı inadına paraya boğmaya iten ne olabilir? Tahvil piyasasını çoktan kurutmadı mı? AMB kendi kuralları gereği, tahvil borçlarının üçte birinden fazlasını alamıyor. Yüzde 2'lik enflasyon hedefine de inatla sarılıyor. Euro Bölgesi'nde fiyat artışının bu oranın üzerine çıkması istenmiyor. Ama yüzde 2, ham petrol varil fiyatının 100 dolar olduğu dönemlerde keyfi olarak belirlenmiş bir oran. AMB'nin varlık alımlarını bırakıp Rotterdam borsasında petrole oynamasını, borç senedi yerine petrol stoklamasını tavsiye edenler bile var.
Draghi cinnet getirmiş gibi para politikası yapıyor. Ucuz para uzun vadede güveni siler, uyuşturucu gibi bağımlılık yapar, Euro ülkelerine yapısal reformları ihmal ettirir. Doz devamlı arttırılınca hasta iyileşmez. Kuzey – güney yönündeki muazzam para transferi sürüp gider. Avrupa'nın borç rekortmenleri İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan Draghi'ye duacı. Euro Bölgesi ise gitgide buz dağına yaklaşıyor.
Avrupa Birliği Komisyonu'nun hafta ortasındaki gibi Madrid ve Roma'ya tehdit mektupları yollamasının faydası yok. Komisyon borçlulardan tasarruf etmelerini ve yapısal reformlar yapmalarını istiyor. Mario Draghi para musluklarını sonuna dayadığı gün sadece yatırımcıyı sevindirebildi. Faiz kararı Avrupa borsalarını kanatlandırdı. Para eroinmanlarına daha fazla uyuşturucu geldi. Ancak Draghi, borsa düşmeye başladığında finans piyasası istedi diye para enjektörünü çekip hisse senetlerinin değerlenmesini sağlayamaz. Eğer AMB başkanı para politikası manevraları sırf bu amaçla yapıyorsa, o zaman şapkasını alıp gitmesi gerekir.
05.01.2016
İltica İstihdama Yarıyor

Almanya'daki işsizlik ortalaması düşmeye devam ediyor. İstihdam artışında mülteciler önemli rol oynuyor. Çalışan nüfus 2015'te 43 milyonu aştı.
Almanya'daki işsizlerin sayısı 2015'in son ayında arttı. Aralık ayında işsiz sayısı 48 binlik artışla 2 milyon 681 bine yükseldi. Federal İstihdam Dairesi, bir yıl öncesine göre işsiz sayısında 82 binlik düşüş kaydedildiğini açıkladı. Almanya'nın işsizlik oranı onda bir puanlık artışla yüzde 6,1'e yükseldi.
İstihdam Dairesi, işsiz sayısındaki artışın kış mevsimiyle ilgili olduğunu ve istihdam piyasasındaki olumlu gelişmenin devam ettiğini ve işgücü talebiyle sigortalı istihdamdaki gelişmenin olumlu seyrettiğini duyurdu.
Almanya'nın 2015 yılı işsiz sayısı ortalaması 2 milyon 795 bin oldu. 2014 yılına göre işsiz sayısı 104 bin azaldı, işsizlik oranı ortalaması ise onda üç puan düşerek yüzde 6,4'e indi. 2015 yılında Almanya'nın ekonomik bakımdan faal nüfusu 43 milyonla rekor seviyeye çıkmıştı.
Suriye ve diğer iç savaş bölgelerinden Almanya'ya kaçan mültecilerin muhtemelen 2016'nın ikinci yarısından itibaren istihdam piyasasında ağırlık yaratacağını, yılın ilk yarısında ise işsizliğin muhtemelen artmayacağı belirtiliyor. Henüz 300 bin iltica başvurusunun karara bağlanmadığı ve mültecilerin işsizlik üzerindeki etkisinin 2016'da ülkeye ne kadar mültecinin geleceğine bağlı olduğu ifade ediliyor.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü istihdam artışına mültecilerin olumlu katkısı olduğunu açıkladı. Enstitünün araştırmasına göre 2000 yılından bu yana yaratılan iki milyon ek istihdam imkanının yarısından göçmenler yararlandı. İstihdam piyasasındaki olumlu gelişmenin 2016'da devam edeceği, istihdam artışının kısmen göçmenlere borçlu olunduğu ve entegrasyonun başarılması kaydıyla uzun vadeli işgücü açığının mültecilerle kapatılabileceği ifade edildi.
05.12.2015
Yunan Bankaları Zararına Kurtarıldı

Yunan bankaları yeniden sermayeye kavuştu, ama yan etkileri ağır oldu. Vergi mükellefi zarara uğrarken bankaların yatırım fonlarının eline geçmesi de tartışmalara yol açıyor.
Yunanistan Maliye Bakanı Özlid Tsakalotos'un bankaların kurtarılmasıyla ilgili olarak söylediği “Başarımızın kurbanı olduk” şeklindeki sözleri borç krizi tahine geçecektir. Tsakalotos bu sözleri kasım ayındaki AB maliye bakanları buluşması sırasında söylerken banka hisselerine yüksek talep gelmesi sayesinde kısa zamanda toparlanacaklarını ve devlet yardımlarına daha az ihtiyaç duyulacağını kastetmişti.
Ancak Yunan bankalarını kurtarmak üzere düzenlenen organize operasyonun sakıncaları da var. İflasın eşiğine gelen bankalar parçalı hisse senetlerini demet haline getirip yok pahasına piyasaya sürmüştü. Yunanistan'ın vergilerle finanse edilen yardım fonu iki yıl önceki kurtarma operasyonunda merkez bankası hisselerinin adedine 4,29 euro ödemişken bu kez özel yatırımcıdan kupon başına sadece 2 cent aldı. Yüz hisse fiyatına tek hisse formülü devlet mali yardım fonunun tek başına sahip olduğu bankaların borsa değerinin çakılmasına neden oldu.
Atina gazeteleri devletin ve vergi mükellefinin 30 milyar euro zarara uğratıldığını ve bu operasyonun Kıbrıs bankalarının hisselerine el konulduğu 2013 yılındaki operasyondan farklı olmadığını yazıyor. Ancak Kıbrıs bankaları kurtarılırken önce kendi müşterilerinin mevduatına el konmuştu. Yunanistan'da ise banka kurtarma operasyonunun faturası vergi mükellefine çıkarıldı. Ekonommistler özel yatırımcıların yedi milyar euroya banka hisselerinin üçte ikisini kapattıklarını söylüyor. Bu durumda, devletin ve özel yatırımcının bir önceki kurtarma operasyonuna yatırdığı 37 milyar euro uçup gitmiş oldu. Ancak çözümün alternatifsiz olduğunu da belirten ekonomistler, tek seçeneğin, seçmenin genel seçimler serüvenine kendini kaptırmayıp, bankacılığın sağlığa kavuşacağına duyulan güveni tehlikeye atmaması gerektiğini ekliyor.
Atina'daki sol-sağ koalisyonu ise farklı düşünüyor. Hükümet özel bankalarına sermaye enjeksiyonunun siyasi istikrarsızlık nedeniyle yapılmadığını ve daha önceki sermaye artırımlarının başarısız olması nedeniyle bu yola başvurulduğunu savunuyor. Kısacası kabahati daha önceki sosyalist ve muhafazakar hükümetlere yüklüyor.
Muhalefet banka kurtarma operasyonunu devlet parasının çarçur edildiği ve Yunan bankalarının yabancı sermayeye yem olacağı gerekçesiyle eleştiriyor. 2013 yılında kurtarılan her bir bankanın yüzde 80'inin devlete ait olduğu, bu gün ise bankalara milyarlar verilmesine rağmen hisse çoğunluğunun kaybedildiği ve hisseleri sosyalistlerin eskiden ‘piyasa akbabaları' olarak tanımladığı yatırım fonlarına satıldığı ifade ediliyor. Son sermaye artırımında devletin bankalardaki hissesinin 25 milyardan 500 milyon euroya düştüğü, böylece ticari bankaların değersizleştirilip yabancılaştırıldığı iddia ediliyor. Ekonomide aşırı yurtseverlik göstermenin anlamsız olduğunu, küreselleşmiş dünyada özel şirketlerin bağımsız faaliyet gösterdiğini ve sermayenin renginin değil, sermayeyi yatıranın yasa ve kurallara uyup uymadığının önemli olduğunu savunanlar da bulunuyor.
Tartışmalı kurtarma operasyonu beli zaten bükük olan Atina borsasını da zor durumda bıraktı. Sermaye artırımıyla alınan banka hisselerinin piyasaya sürüleceği 14 Aralıkta yok pahasına satılacağına kesin gözüyle bakılıyor. Zamanında Yunan bankalarının hisse senetlerine para yatıranların çok zarar ettiği, bazı günlerde hisse senetlerinin yüzde 30 oranında değer kaybettiği, bu durumun aynı şekilde bir süre daha devam edeceği tahmin ediliyor.
05.11.2015
Dünya'da Petrol Neden Ucuzladı?

Brent tipi Kuzey Denizi petrolünün varil fiyatı temmuzun son haftasında yüzde iki oranında gerileyerek mart ayı seviyesine indi. Ekonomistler ham petrolün bir yılda yüzde 50 oranında ucuzlamasının nedenlerini tartışıyor .
Hampetrol yıllardır ucuzluyor. Nükleer anlaşmazlığın giderilmesinden sonra İran'ın yeniden piyasaya çıkmasının fiyat baskısını arttıracağı sanılmıyor. Petrol, bütün dünyada arzın talebi aşması dolayısıyla ucuzluyor.
İran petrol ihraç etmeye başlamadan önce Batı Teksas tipi hampetrolün varil fiyatının 50 doların da altına düşmesinde iki faktör rol oynuyor. Çin ve ABD. Beklenildiğinin aksine Amerika'nın petrol üretimi azalmıyor, hatta yeniden 1970'li yıllardaki seviyeye çıkmış bulunuyor.
Arz talebi geçince fiyat düştü.
ABD geçen yıl petrol üretimini yüzde 16 oranında arttırıp 516 milyon tona çıkararak, Suudi Arabistan ve Rusya'nın ardından dünyanın üçüncü petrol ülkesi durumuna geldi. Amerikan petrolünün yarısı hidrolik kırma denilen pahalı ve tartışmalı yöntemle çıkarılıyor.Büyüme hızının düşmesi Çin'in petrol talebine de yansıdı. Çin ekonomisinin büyüme hızı tahminlerin gerisinde kaldı. Bu ekonomik daralma anlamına gelmez ama hesaplar daha yüksek büyüme oranına göre yapılmıştı. Bu durum Çin'in petrol talebi üzerinde etkili oldu.
Rusya ve Brezilya gibi diğer genç sanayi ülkelerinde de ekonomi teklemeye başladığı için enerji ihtiyacı azalıyor.
Aynı zamanda Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı OPEC de farklı bir strateji izlemeye başladı. OPEC karteli eskiden üyelerinin üretimi teknik kapasitenin altına düşürmesi sayesinde arzı kısıp varil fiyatının artmasını sağlayabiliyordu. Ama OPEC artık eskisi kadar güçlü değil. Yılda 1,7 milyar tonla küresel üretimin sadece yüzde 40'ını karşılayabiliyor. Ancak, OPEC yine de önemli rol oynuyor. Kartelin planlı olarak arzı arttırıp rakiplerinin fiyat rekabetine ne kadar dayanabileceğini sınamaya çalıştığı söyleniyor.
Petrol rezervi büyüyor.
Aynı zamanda küçük OPEC üyelerinin başlıca gelir kaynağı olduğu için petrol fiyatının artması ihracatçı ülkelerin işine gelir. Eskiden fiyat istikrarını sağlamak için üretimi düşüren Suudi Arabistan şimdi var gücüyle petrol çıkarıp satıyor. Günde on milyon varil petrol üreten Suudi Arabistan'ın, ABD ve Kanada'daki hidrolik kırma yöntemiyle çıkarılan yüksek maliyetli petrolü piyasadan kovmak için varil fiyatını düşürmeye çalıştığı tahmin ediliyor.
Arz artışı ve talebin gerilemesi dışında rol oynayan başka faktörler de var. En azından sanayi ülkeleri petrol tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki bağlantıyı ortadan kaldırdı. Büyüme ile petrol tüketimini birbirinden ayırmanın teknolojiyle mümkün olduğu söyleniyor. Almanya'nın benzin sarfiyatı yılın ilk yarısında yüzde iki oranında geriledi. Benzin ve mazotun randımanı sürekli artıyor. Ama bütün dünyada bu böyle değil. Küresel enerji ihtiyacının önümüzdeki 20 yılda yüzde 35 ila yüzde 50 oranında artması bekleniyor.
Günde 90 milyon varil tüketilmesine rağmen global hampetrol rezervi azalacağına artıyor. Bunda Atlantik'in her iki yakasında yeni rezervlerin bulunması kadar, teknolojik ilerleme de rol oynuyor. ABD ve Kanada da ileri teknolojilerden yararlanıyor. Kanada klasik yöntemlerin dışındaki metotlarla günde 3 milyon varil petrol çıkarıyor. Bir diğer ifade ile artan enerji ihtiyacına paralel olarak küresel hampetrol rezervi artmaya devam ediyor.
02.09.2015
Canlanmanın bedeli: İrlanda

İrlanda birkaç yılda Avrupa’nın örnek kriz ülkesi oluverdi. Fakat ekonomik canlanmadan her İrlandalı pay alamıyor. İpotek kredilerini ödeyemediği için evini boşaltmak zorunda kalan İrlandalıların sayısı artıyor.
İrlanda'da kredi alıp ve ipotek yaptırarak ev aldıktan sonra borcunu ödeyemediği için evi elinden alınanların sayısı az değil. Mahkemelerde tahliye dosyaları birikmiş. Basında çıkan haberlere göre, günde en az 50 evin cebren tahliye edilmesi söz konusu oluyor. Bir diğer ifade ile İrlanda'daki ekonomik düzelme herkese aynı ölçüde yaramıyor.
Trish Burnett 2010 yılında borcunu ödeyemediği için evini kaybeden mağdurlardan sadece biri. Burnett, 2011 yılında mağdurlarla bir araya gelip cebren tahliyeyle mücadele derneğini kurmuş. Bütün İrlanda'da faaliyet gösteren dernek tahliye edilen konutların müzayedeyle satılmasını önlemeye çalışıyor. Burnett "İrlanda düzelmiş olabilir, ama İrlandalıların düzeldiği söylenemez" diyor ve ekliyor: “İlk bakışta durumun düzeldiği ve tüketim harcamalarının arttığı söylenebilir. Ama krizin sillesini yiyenlerle konuştuğunuzda hiçbir düzelme olmadığını, evlerinin ellerinden alındığını ve kaderlerine boyun eğdiklerini anlıyorsunuz.”
Permanent TSB adlı İrlanda bankasının küresel finans krizinin en ağır dönemlerinde ipotek faizlerini yanlış hesapladığı için 1300 müşterisinden yüksek faiz aldığı, bu yüzden evini barkını terk etmek zorunda kalanların olduğu iddia ediliyor.
Birkaç yıl önce bankaların ve devlet bütçesinin tehlikeye girdiği İrlanda şimdi Avrupa tasarruf politikasının örnek öğrencileri arasında yer alıyor. Geçen yılın ekim ayında Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, ekonomik başarılarından dolayı İrlanda'ya imrendiğini söylemişti. Reformlar ve tasarruf kararları sayesinde konjonktür düzelmeye başlamıştı.
Fakat finans krizinin artçı sancıları dinmiş değil. Birçok İrlandalı aşırı fiyatla satılan gayrı menkuller için yüksek borç altına girmişti. Gerçek değerinin üzerine çıkan emlak piyasası balon gibi şişmeye başladı. Balon patladığında bankalar gibi, kredi taksitini zamanında ödeyemeyenler de zor durumda kaldı. Ev sahibi evinden oldu.
Finans uzmanı Constantin Gurdgiev, İrlanda'nın makro ekonomik verilerinin mükemmel olduğunu belirtiyor. Ancak, rakamların göz kamaştırıcı olmasına kanmamak gerektiğini ve büyümenin dörtte üçünün uluslararası tröstlerden ve vergi indiriminden yararlanmak için İrlanda'yı seçen şirketlerden kaynaklandığını ekliyor.
4,6 milyon nüfuslu İrlanda'da 2008 yılındaki finans krizinden bu yana 27 bin ev ve daire açık arttırmayla satıldığı, 2015 yılının ilk çeyreğinde tahliyelik vakaların yeniden artmaya başladığı ve yakın gelecekte çok kötü gelişmelerin olabileceği, bankaların ipotek kredilerini yeniden yapılandırmalarından sonra kredi müşterisinin durumunun daha da zorlaştığı, birçok bankanın tahliye işlemlerini erteleterek gayrı menkul fiyatlarının artmasını beklediği, kredi müşterisinin de evden çıkarılacağı tarihe kadar yüksek taksit ödemek zorunda kaldığı belirtiliyor.
Kısacası İrlanda'daki ekonomik iyileşme kişilerden çok bankaların ve yabancı sermayenin işine geliyor.
24.08.2015
Piyasalarda Çin depremi:

Çin'deki ekonomik yavaşlamanın talebi azaltacağı endişesi petrol fiyatlarındaki gerilemeyi hızlandırdı. Batı Teksas tipi ham petrolün varil fiyatı 39 dolara indi. Petrol fiyatları 6,5 yılın en düşük seviyesini gördü.
Brent tipi Kuzey Denizi petrolünün varil fiyatı 44,20 dolara düştü. Kuzey Denizi petrolü böylece 6 yılın en düşük seviyesine indi. Batı Teksas tipi ham petrolün (WTI) varil fiyatı 39 dolarla 2009 Şubat'ın dan beri en düşük seviyesine ulaştı. Bakır fiyatları da yüzde üçlük düşüşle tonu 4 bin 903 dolara indi.
Çin hisselerinde yaşanan değer kaybının hızlanması ve Çin'de yaşanan ekonomik yavaşlama, kaygıların gerekçesini oluşturuyor. Dünyanın en büyük emtia tüketicisi olan Çin'in yakıt talebinin azalacağından endişe ediliyor.
Şangay Borsası güne % 8.4 düşüşle başladı. Sekiz yılın en büyük kaybı kaydedildi. Shenzhen Bileşik Endeksi de yüzde 7.83'lik düşüşle 10 bin 970 puana indi. Teknoloji ve tüketici hisselerinin bulunduğu ChiNext endeksinin kaybı yüzde 8.08 oldu. Toplam 2 bin 200 hisse birden değer kaybetti.
Alman petrol şirketleri federasyonundan Aleksander von Gersdorff, daha önce yaptığı bir değerlendirmede, büyüme hızının düşmesinin Çin'in petrol talebine de yansıdığını belirtmişti: "Çin ekonomisinin büyüme hızı tahminlerin gerisinde kaldı. Bu ekonomik daralma anlamına gelmez ama hesaplar daha yüksek büyüme oranına göre yapılmıştı. Bunun Çin'in petrol talebi üzerinde etkili olması kaçınılmazdı."
DW ekonomi editörü Rolf Wenkel ise yorumunda şu görüşü dile getirmişti: "Çin’in tüm devlet programları tek bir hedef taşıyor. O da, büyük ve satın alma gücü yüksek bir orta sınıf oluşturmak, iç pazarda talebi artırmak ve modern, yüksek kaliteli ürün ve makine imalatına geçmek. Çin bu yoldan, ucuz ihracat mallarına bağımlı olmaktan kurtulmak istiyor."
21.08.2015
Dünyadan:
Japonya'dan Çin'e ekonomi uyarısı:

Japonya Ekonomi ile Maliye Bakanı'ndan Çin uyarısı geldi.
Japonya Ekonomi Bakanı Akira Amari, Çin hükümetinin ekonomisindeki yavaşlamanın giderek global bir problem haline gelmesini engelleyecek adımlar atması gerektiğini bildirdi.
Japonya Maliye Bakanı Taro Aso da Çin'in kur sistemini daha piyasa tabanlı bir sisteme kaydırma çabalarını devam ettirmesi gerektiğini söyledi. Çin'in yavaşlamasının Japon hisse senedi fiyatlarına büyük etkisi olacağını belirten Aso, Çin'in piyasalara sıklıkla müdahale etmesi halinde Japonya'nın buna nasıl yanıt verileceği konusunda zor kararlarla karşı karşıya kalacağını da ifade etti.
Gazetecilere açıklamalarda bulunan Amari ayrıca Japon ekonomisinde toparlanmanın ise hala rayında olduğunu ve hükümetin sermaye harcamalarının nasıl artırılabileceği konusunda özel sektörşirketleri ile sonbaharda bir dialog başlatmayı planladığını vurguladı.
19.08.2015
Alman tröstlerinin gözü İran pazarında:

Alman şirketleri İran ile geleneksel ticari ilişkilerini canlandırmak için bu ülkeye uygulanan yaptırımların kaldırılmasını bekliyor.
İran, Alman şirketlerinin umut kapısı oldu. Yaklaşık on yıldır dünya piyasasından ayrı kalan İran sert yaptırımların kalkmasının beklendiği 2016 yılından itibaren 80 milyonluk nüfusuyla dünya ticaretinin aktörleri arasına dönecek. Büyük Alman şirketlerinin yönetim kadrolarıyla Almanya Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel de İran ile ekonomik ilişkilerin yeniden canlanmasının Alman ekonomisine itici güç olacağını düşünüyor. Ancak bu iyimserliği bütün işadamlarının paylaştığı söylenemez.
Siemens Anonim Ortaklığı'nın yönetim kurulu başkanı Joe Kaeser, “Enerjiye ve sağlık hizmetlerine ihtiyacı olan, aynı zamanda da petrol ve doğalgaz ticaretinde kendi ayakları üzerinde durmayı arzulayan 80 milyondan bahsediyoruz” demişti. Alman elektronik devi yılda 500 milyon Euro'luk iş yaptığı İran'dan 2010 yılından bu yana sipariş almamıştı.
Henüz yaptırımların akıbeti ve İran'ın ekonomik ilişkilerde nasıl bir yol izleyeceği belli değil. Ancak beklentiler oldukça cazip. Satın alma gücüne endeksli milli gelir açısından İran 2014 yılında İspanya ve Türkiye'nin ardından 18'inci sırada yer almaktaydı. Amerikan enerji ajansının tahminlerine göre İran aynı zamanda dünyanın kanıtlanmış dördüncü büyük petrol rezervine sahip.
Almanya açısından beklentilerin abartılmaması gerektiğini söyleyenler de var. 2005 yılında Almanya'dan 4,4 milyar Euro'luk ithalat yapan İran'ın Alman malı ithalatı 2014 yılında 2,4 milyar Euro'nun altına düştü. Almanya'nın dış ticaret ortakları sıralamasında İran 50'inciliğe geriledi. Satışların azalması en çok makine ve otomotiv sanayini etkiledi.
Alman otomobil imalatçıları İran piyasasını yoklamaya başladılar. BMW ve Volkswagen şirketleri Tahran ile siyasi düzeyde temas kurdu. Daimler tröstünün yönetim kurulu başkanı Dieter Zetsche, ticari araçlarının İran'da çok beğenildiğini söylüyor. Piyasa uzmanları lüks Alman otomobillerinin İran'da alıcı bulacağından ise kuşkulular.
İran ile ticari ilişkilerin uzun geçmişinin olduğu Alman kimyacılık şirketleri siyasi yumuşamanın iş bağlantılarının artmasına yarayacağından emin görünüyor. Tüketim malları tröstü Henkel de 1970'lerden bu yana İran'a hatırı sayılır miktarda ürün satıyor. İran'daki yapıştırıcı ve çamaşır tozu cirosu üç haneli milyonları bulan Henkel'in yönetim kurulu başkanı Kasper Rorsted İran'daki piyasa paylarını daha da büyüteceklerini söylüyor.
Avrupa'nın en büyük yazılım şirketi SAP de İran pazarından ümitli. Öncelikle doğalgaz ve petrol endüstrisinin Alman bilgisayar mühendislerine yeni iş imkânları yaratması umuluyor. Sigortacılık ve reasürans şirketleri de İran ile iş bağlantılarını artırmak için harekete geçerken büyük Alman bankaları temkinli davranıyor. Commerzbank finans bölümü başkanı Stephan Engels, İran'da durumun değişmediğini ve yaptırımların fiilen yürürlükte olduğunu söylüyor. Amerikan makamları, yaptırımları ihlal ettiği gerekçesiyle Commerzbank'a 1,45 milyar dolar para cezası vermişti. Deutsche Bank da benzer ihlaller nedeniyle Amerikan makamlarıyla uzlaşma pazarlığı yapıyor.
Yatırım malları ihraç eden orta ölçekli Alman sanayi şirketlerinin sözcüleri, Alman bankalarının İran ile satış bağlantılarını güvenilir bir şekilde finanse ettiği takdirde bu ülkeye yılda 1,5 milyar Euro'luk makine ve tesis satılabileceği görüşündeler.
Alman şirketlerinin İran'daki en büyük rakibinin, yaptırımlara aldırmayarak son yıllarda bu ülkedeki konumunu güçlendiren Çin olacağı söyleniyor.
19.08.2015
Yunanistan krizi Almanlara yarıyor.

Alman araştırmacılar, Yunanistan tek kuruşluk borç ödemesi yapmasa bile Almanya'nın krizden karlı çıkacağını ortaya koydu.
Almanya'nın Halle kentindeki Ekonomi Araştırmaları Entitüsü'nün (IWH) araştırmasına göre Almanlar Yunanistan krizinde hiç bir şekilde zarara uğramayacak. Araştırma, Yunanistan‘ın borçlarını ödeyememesi durumunda bile Almanya‘nın borç krizinden karlı çıkacağını ortaya koyuyor.
IWH'nin araştırmasında, kriz nedeniyle faiz yükünün azalması sonucu Alman maliyesinin 2010 yılından bu yana 100 milyar euroyu aşkın tasarruf ettiğine dikkat çekiliyor. Yunanistan'ın örneğin Avrupa İstikrar Mekanizması üzerinden Almanya'ya doğrudan ve dolaylı borçlarının toplamının ise 90 milyar euro ile bu miktarın çok altında kaldığı belirtiliyor.
Araştırma sonuçlarını açıklayan IWH, "Yunanistan tek kuruş borç ödemesi yapmasa bile Almanya'nın ettiği tasarruf, krizin maliyetinden fazla olacaktır. Almanya her halükarda krizden karlı çıkmıştır“ ifadesine yer verdi.
Enstitü araştırmacıları durumu şöyle açıklıyor: Krizle birlikte dünyanın dört bir yanından yatırımcılar güvenilirliği yüksek yatırım araçları arayışına girdi. Alman devlet tahvilleri güvenli yatırım araçları listesinde başı çekiyordu. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası piyasaya milyarlarca euro pompalıyordu. Yüksek talep, tahvillerin getirisini azalttı. Bunun sonucunda Almanya vadesi dolan devlet tahvillerini, düşük faizli tahvillerle ikame edebildi.
Peki kriz olmasaydı Almanya'nın faiz yükü ne olurdu? Araştırmacılar bu sorunun yanıtını bulabilmek için karşılaştırmalı iki yöntem kullandı. İlk olarak Almanya için kriz öncesindeki alışılmış faiz oranları baz alındı. İkinci olaraksa ekonomik kalkınma temelinde muhtemel faiz oranları hesaplandı. Burada da krizin olmadığından yola çıkıldı. Ama iki hesap yöntemi de yaklaşık aynı sonucu verdi.
Kriz durumlarında yatırımcıların güvenilir limanlar araması piyasalarda sık rastlanan bir olgu. IWH araştırmacıları Yunanistan vakasında borç durumuyla ilgili olumlu ve olumsuz haberlerin Alman tahvillerinin karı üzerindeki etkisini de inceledi ve arada doğrudan bir bağlantı bulunduğunu saptadı. Yunanistan için kötü haberin, Almanya için iyi haber anlamına geldiği ortaya çıktı. Almanya'nın faiz avantajının gelecekte de sürmesi bekleniyor.
  Haberler Deutsche Welle'nin internet sitesinden alınmıştır.
Hits: 7477